• USD  6,20
  • |
  • EURO  7,29
  • |
  • BORSA  99.292,47
  • |
  • ALTIN  239,71
SON DAKİKA
‘’SAHİBİNİ BEKLEYEN HİLAL TOPRAKLARI’’

Adil Yıldırım 1453fatihpostası@gmail.com

‘’SAHİBİNİ BEKLEYEN HİLAL TOPRAKLARI’’

13 Eylül 2018 12:12

Tebriz halkının Başkan Erdoğan'a göstereceği yoğun ilgi ve sevgiden çekindikleri için Tahran'a almasıyla başlamıştı.


‘’SAHİBİNİ BEKLEYEN HİLAL TOPRAKLARI’’

Rusya, Türki'ye ve İran'ın Suriye'de sekiz yıldır akan kanı ve gözyaşını durdurmak için, daha önce Tebriz'de yapılması planlanan görüşmeleri, Tebriz halkının Başkan Erdoğan'a göstereceği yoğun ilgi ve sevgiden çekindikleri için Tahran'a almasıyla başlamıştı. Rusya, Türkiye ve İran arasında yapılan Tahran zirvesinin sonuç bildirgesinin en önemli maddesi, Suriye’nin toprak bütünlüğün korunması maddesi oldu. Bu madde, ABD'yi ve askeri kanadı olan Pentagon'u Suriye’de oyun dışında bırakmayı öngörmüştür. Amerika, hamiliğini yaptığı PYD-YPG terör örgütüne, Deyrizor ve bölgedeki 800 milyon dolarlık irat sağlamasına göz yumduğu nefti, Lübnan sınırına yakın bir bölgeden İsrail'e indirmek ve oradan deniz yoluyla ekonomisine kazandırmanın peşinde... İsrail'in işgal altında tuttuğu ve Suriye toprağı olan Golan Tepeleri’ne kadar olan bölgenin güvenliğini 3 Bin coniyle kontrol altına almak istemesinin bir nedeni de, İsrail'in sınır güvenliğine destek olmakla birlikte, PYD, YPG gibi terör örgütleriyle Suriye’de at koşturmak ve onlara alan açarak Esat rejimini rahatsız edip bölgedeki emellerini gerçekleştirmektir. Suriye'de barışın sağlanması demek: ABD'nin kırmızı ajandasındaki hesaplarının şirazeden çıkması demektir. İşte, Rusya, Türkiye ve İran arasındaki Tahran görüşmelerinin sonuç bildirgesi, ABD'nin gizli ajandasındaki planları sekteye uğrattı. Türkiye'nin haklı gerekçelerle rıza göstermediği, Rusya, İran ve Esat rejiminin başlattığı ''İdlip operasyonu'' ABD'yi, İsrail'i ve bölgede iş tuttuğu terör örgütlerinin keyfini kaçırdı.

Tahran görüşmelerinde Türkiye'nin ısrarla sonuç bildirgesine yazdırılmasını istediği ateşkes isteği ve gurupların silahlarını bırakmaları, Suriye'de istenilen huzur ortamı için çok önemli bir teklifti. Devletler hukuku açısından Suriye’de anayasanın seçimine ve siyasal sürece geçilmesi için tüm gurupların ateşkes ilan edip, silahlarını teslim etmesiyle ancak Anayasal Sürece geçilebilir. Suriye’de kaosun bitip barışın ve huzurun gelmesinde Türkiye ile Rusya’nın ortak çalışması çok önem ihtiva ediyor. Şayet Türkiye, Astana süreci sonuç bildirisindeki ateşkes başlığını ''Tahran görüşmelerinde kabul etmiyorsanız ben yokum'' diyebilirdi. ABD’de bunu bekliyordu. Astana ve Tahran görüşmeleri başarısız olsaydı, bu kaos ve terör Asya’dan, Kafkaslardan çıkıp Rusya’ya sıçrayacaktı. Lakin buna rağmen Başkan Erdoğan ve Rus lider Putin’in akıllı diplomasisi sayesinde bu görüşmeler sürdürüldü. ABD, Tahran görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasını tam beklerken bu hevesi de kursağında kaldı.

Suriye’de ateşkesin olmaması, terör guruplarının varlığının devam etmesi, ABD'nin (Vatikanın ve Papanın) bölgedeki misyonerlik faaliyetlerine ve İsrail'in çıkarlarına hizmet ediyor . Onların Suriye’de terör ve kaostan beslenmelerini sağlıyor. Irak, Libya, Tunus gibi Demokrasi getirme vaadiyle el uzattığı her ülkede kaos oluşturan, Emperyalizmin azı dişi ABD’nin, Suriye’ye demokrasi getirme gibi bir gayesi de hiç umurunda olmamıştır. Asıl gaye, Suriye’de ve Ortadoğu’da kaos çıkarıp Müslüman kanı akarken, bu çatışmada esnasında tasmasını elinde tuttuğu terör örgütleri olan PYD, YPG gibi terör örgütlerine federal devlet olma umudu pompalayıp, silahlandırıp, mevcut enerji kaynaklarının bulunduğu bölgeleri kontrol altına almak.

Eski papa Limbi, İslam’ın Afrika’daki yayılışının önüne geçmek için Mısırı ziyareti esnasında yeri öperek selamlamasının altında Mısır halkına veya dünya kamuoyuna karşı alçak gönüllü olduğunu gösterme gayesi yoktu. Limbi'nin asıl gayesi, Mısır'ı İslamiyet'ten önceki durumuna geri döndürmekti. Limbi, Mısırı ziyareti esnasında toprağı eğilip öpmesinde, Kudüs Fatihi Selahattin Eyyubi'ye ve onun mirasçılarına bir mesaj göndermekteydi. Bu gizli mesajda ''Ey Selahattin biz geri döndük'' anlamı yüklüydü. Hristiyanlar, din adamları ve İsrail, İslam Dünyasını istila etme düşüncelerinden hiç vazgeçmediler. Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmak isteyen oryantalistlerde papazlardır. Haçlı Dünyasının, Osmanlıya olan hamaseti hücrelerine işlemiş. Haçlı seferlerini kışkırtanların Hristiyan din adamları olduğunu ve günümüzde de İslamiyet'le terörü bir gösterme algısıyla, Müslümanlara karşı nefret eken gizli yüzün Hristiyan din adamları olduğunu biliyoruz. Hristiyan Dünyası, misyonerlik faaliyetlerini, Pastör Brunson gibi ajanlarıyla İslam Coğrafyasının her yerinde uygulamaya çalışıyor. İşte daha önce Tunus’ta, Libya’da, Irak’ın, Musul, Kerkük, Erbil şehirleri olan ''Hilal Topraklarında'' seyrettiğimiz senaryo; şimdi Suriye’de İdlip, Halep, Afrin gibi “Hilal Topraklarında’’ sahnelenmek isteniyor. Hristiyan din adamları, İslam coğrafyasında bir taraftan misyonerlik faaliyetlerini yürütürken diğer taraftan da ülkeyi yönetenlerin kırmızı ajandalarındaki planları olan yeraltı zenginliklerini demokrasi ve medeniyet götürme bahanesiyle ele geçirmeye çalışıyorlar.


Hiristiyanların dini lideri Papa’nın Hristiyan alemindeki manevi güçü ortadayken, islam aleminin ve müslümanların manevi güçünü elinde bulunduran halifelik makamının kaldırılması, İslam Dünyası dışında herkesin işine gelmekte... Velhasıl-ı Kelam, İslam sancağının dalgalandığı ülkemiz coğrafyasında Türkiye’nin izni olmadan artık kimse kolay kolay salyangoz satamaz. Türkiye eski Türkiye değil.. Dünya mazlumları ve şefkatli bir el bekleyen sessiz yığınlar, Türkiye’yi çağırıyor. Mazlumların güven limanı, kimsesizlerin umudu olan Türkiye Cumhuriyetine, Dünya tarihinin ve İslam coğrafyasının yüklediği önemli bir misyon var. Dünya’da ‘’yeni bir düzen’’ kurulurken, bu yeni düzenin gelecekteki en önemli aktörü ‘’Yeni Türkiye Cumhuriyeti ve onun asil milleti’’ olacaktır.