• USD  5,46
  • |
  • EURO  6,14
  • |
  • BORSA  91.445,28
  • |
  • ALTIN  211,59
SON DAKİKA
“NİHAİ KARAR VERİÇİ SİNE-İ MİLLETTİR”

Adil Yıldırım 1453fatihpostası@gmail.com

“NİHAİ KARAR VERİÇİ SİNE-İ MİLLETTİR”

06 Kasım 2018 19:22

“NİHAİ KARAR VERİÇİ SİNE-İ MİLLETTİR”


Siyasi partilerin ve sandığın hakemi millettir. Parti liderleri ve siyaset kurumları, sokakta ve millette olan değişiklikleri, beklentileri yakından takip etmeli ve verilen mesajı almalıdır. Sokağın değişen duygu ve beklentilerine kulak asmayan siyasi kurumlar, rakipleriyle mücadele edemezler. Nasıl ki, yarım hoca dinden, yarım doktor candan ederse, yarım siyasetçide vatandan eder.

Parti teşkilatının her kademesinde görev yapmış ve yapan örgüt üyelerinin fikirleri alınıp sürdürülebilir bir iletişimi siyasi iradeler sergilemelidir. Aksi halde kendilerini mükemmel görme hastalığı olan “Narsizm’e” yakalanırlar. Bu hastalığa yakalandıklarınıda farketmezler, hatta kabul dahi etmezler. Tıp literatüründen alınmış “Ölüm Katılığı” ifadesi olan ve iş dünyasında yok olmaya mahkum işletmeler için kullanılan “ölüm katılığı”( Rigor Mortis) siyasi arenada da zaman zaman görülmektedir. Geçmişte DSP, ANAP ve DYP gibi bir vakit milletten ruhsat alıp hükümet kurma yetkisi alan, fakat ilerleyen zaman içinde sokağın nabzını tutamayan, milletin değer yargılarını takip edemeyerek onlardan kopan, sonunda da gözden ve gönülden düşüp yok olan bu siyasi partiler “ölüm katılığı’na” en iyi örnektirler.

Vatandaşların gönlüne düşen siyasetçiler, milletiyle empati kurmayı devam ettirdiği sürece, onların nihai karar vericileri gönüllerde kalabildileri sürece muktedir olurlar. Seçmenin 31 Mart 2019’da, kendilerini yönetmeye talip olan siyasi parti ve adayların belirlenmesinde dikkat edilmesi gereken konuları aşağıda ele aldık. Kamuoyunun verdiği mesajları algılamada ve yorumlamada bir iletişim bozukluğu yaşanmazsa, geleneğin devam edeceği 31 Mart 2019 seçimleri Türkiye için yeni bir milat olacaktır.

- Seçmen tercih edeceği siyasi parti ve adaylarda “tevazuyu” arıyor: Adayın çevresinde tanınırlığı, saygınlığı, iletişimi, güvenilirliği, alçak gönüllülüğü, ego duvarlarının olup olmadığını, seçmende aidiyet hissi oluşturup oluşturmayacağı, hak ve hakkaniyet ilkesi ile beraber bu beklentilerin adaylarda “sürdürülebilir” olup olmayacağı sorusunun cevabını arıyor.” Seçmen karakterini bildiği, emin olduğu ve tanıdığı siyasetçileri sahada görmek istiyor.

- Seçmen, adayın “millete sadakatini” tartarken: Adayların merhametini, hoş görüşünü, sempatik olup olmadığını, vatandaşa gösterdiği yaklaşımı, özel hayatına olan dikkati, halkın değer ve yargılarını benimsemesi, milli ve manevi değerlere olan bağlılığı, seçmen için “aday belirleme kriteri” olarak karşımıza çıkıyor.

- Seçmenin “adalet anlayışındaki” beklentisi: Aday tercihlerinde çıkar ilişkilerinin, hemşehriciliğin, ahbap çavuş ilişkisinin, Bölge milliyetçiliğinin yapılıp yapılmadığı “adalet anlayışına bakışını” oluşturuyor. Türkiye’de siyaset dar bölgelerdeki kişilerden teşekkül edilmemeli. “Adalet yöneticide olursa güzeldir.” Ahbap çavuş ilişkisiyle aday belirleme yöntemi, partinin itibarına yapılmış bir suikasttir. Bu şekildeki ilişkiler ilerleyen süreçlerde deşifre olunca, partilerin genel merkezine ve liderleriine olan güveni sarsıyor. Aidiyet duygularının zayıflamasına, dedikoduya davetiye çıkarıyor. (seçmenin ve siyasetin ciddi şekilde yakındığı bir durum olan dar bölge milliyetçiliğinden oluşan siyasetçi ve bürokrat tercihi, temsilde adaletin aranması, belirli ilçe ve şehirlerde aynı bölge insanlardan oluşması; seçmenin aday tercihlerinde önemli bir kriter olarak ön plana çıkma eğilimini gösteriyor) Bu endişeler giderilmezse gelecekte siyaseti yönlendirenler için olumsuz sonuçlar doğuracaktır...

-Seçmen, tercih edeceği adayın “liyakat” değerlerini sorgularken: Adayın talip olduğu sorumluluğunun altından kalkıp kalkamayacağı sorusuna cevap arıyor. Milletin önüne koyulan adaylar seçmenin içine sinmeli, genel kabul görmeli. Millete sunulan adaylar seçmenin ve teşkilatın genel tereddütlerini gidermeli. Aday belirlenirken kişisel olumsuzluklardan uzak durulmalı. Adam kayırmacılık anlayışını ve nasıl olsa sandıktan çıkar anlayışını seçmen asla onaylamıyor.

-Seçmen, geçmişte oy verirken, partilerin vaadlerine ve partinin seçim vaadlerine göre oy verirken lideri ikinci planda tutuyordu. Seçmenin, son çeyrek asırlık tercih eğilimlerinde desteklediği siyasi parti liderinin karizmatik yapısına, duruşuna, hitabetine, inandırıcılığına, hizmetlerine göre yargılayıp oy verme eğilimleri gösterdiği görülüyordu. Lakin seçmenin oy verme eğilimlerinin günümüzde parti liderinin vizyonuyla, adayın vizyonunun örtüşüp örtüşmemeside artık seçmenin tercihleri arasında önemli bir yer tutuyor...

-Seçmene hizmet etmeye talip olan belediye başkan adayları, kendilerini aday yapabilecek partinin nihai karar vericilerinin desteğine değil; sandıkta asıl nihai kararı verici olan halkın desteğine ve güvenine mazhar olmalı... Hakkaniyet duygusunun zayıfladığı, adayların sırtını birilerine yasladığı, liyakatin olmadığı, adaletin göz ardı edildiği, halktan kopukluğun yaşandığı, sahada emeği olmayan, sokağın nabzını tutmayan, teşkilatta alın teri dökmeyen adaylara seçmen sıcak bakmazken, bu durum teşkilattada heyecan kaybına ve örgütlerde aidiyet duygusunun kaybolmasına neden olurken artık liderlerinde yüksek perdeden eleştirilmelerine neden oluyor.

Eşit fırsatın tanınmadığı sosyal guruplarda ve örgütlerde heyecan azalırken, sadakat duygusu sorgulanmaya başlar... Böyle durumlarda yapıcı eleştirilerede katlanılabilme erdemi gösterilmelidir. İstişare meclisi çalıştırılmalı. Başarının yakalandığı ilk başlangıçlardaki örgüt ruhu iyi analiz edilmeli. İncinmiş gönüller tamir edilmeli. Toplumda karşılığı olan siyasetçiler öne çıkarılmalıdır. Kerameti kendide gören, adil değer yargısını barındırmayan siyasi oluşumlar, sine-i milletten tokatı yer. En hassas terazi millettir. Millet herşeyi izler, değerlendirir, vakti saatide gelincede gereğini yapar. Bu hassasiyetlere dikkat edilmeyen siyasi örgütlerde “Ölüm Katılığını”(Rigor Mortis’i) yaşarlar...