• USD  5,74
  • |
  • EURO  6,33
  • |
  • BORSA  100.236,70
  • |
  • ALTIN  279,03
SON DAKİKA
Hoşnutsuzluğumuzun Kışındayız

Rahmet TİYEKLİ 1453fatihpostası@gmail.com

Hoşnutsuzluğumuzun Kışındayız

23 Mart 2017 11:57

Telaş, hız, tüketim ve yüzeyselliğin çağındayız adeta. Her şeyden biraz anlayıp çoğu şeyi tam olarak anlamlandıramadığımız, değerini anlayamadığımız ve bir şeylere değer katamadığımız zamanlarda...


Önce söz vardı...

İlk sözle, vahiy ile başladı her şey. İman ettik. Öncesine ve sonrasına… Cüz’i bir iradenin külli olana tekâmül yolculuğunun öyküsü bizimkisi. Nisyan kökünden gelen bir ad konulmuş üstümüze, fıtratımız ile müsemma. Tam olarak kodlarımıza başka sebepler vesilesi ile yerleştirildiğini düşündüğümüz bu “unutma”nın hunharca yaşandığı bu yüzden de aslında bir o kadar "insani" günlerdeyiz. Sözümüzü, tarihimizi, medeniyetimizi, vahdet içinde olmanın ferahlığını, mücadelesini verdiğimiz davaları ve düsturlarını, erdem, ahlak, usul ve erkânın önemini, kardeşliği, dostluğu, gerçek bir muhabbeti unuttuğumuz günlerde... "Dünyaya bağlandığımız" ama priz başına mahkûm edildiğimiz mobil cihazlardan yanımızda akıp giden hayatlara şahitlik edemediğimiz günlerde... Sınırların eriyip zaman ve mekânın önemini yitirdiği bir iletişim çağındayız. Bir "tweet" ile binlerce km öteye, saniyeler içinde ulaşabiliyor, bir "post" ile yaşadığımız anı milyonlar ile paylaşabiliyoruz. "İstediğimiz her şeye, istediğimiz anda, istediğimiz şekilde ulaşmanın arzusunda kaybolmakta "makul olanı, olması gerektiği zamanda olması gerektiği şekilde elde etme" mefhumu. Sabrımız yok! Hiçbir şeyin bekletilmesine, kıvama gelmesine, demlenmesine, ruhunu bulmasına, sabrımız yok. Ne bir "beklemenin" verdiği heyecan ne de "her şeyin bir zamanı var" deyiminin manası var artık bizim için. Romantizme olan hasret değil bahsini ettiğimiz. Tahammülsüzlüğümüze olan sitem sadece.

Telaş, hız, tüketim ve yüzeyselliğin çağındayız adeta. Her şeyden biraz anlayıp çoğu şeyi tam olarak anlamlandıramadığımız, değerini anlayamadığımız ve bir şeylere değer katamadığımız zamanlarda... Tatminsizlik ve hoşnutsuzluk çağında... İnsanoğluyuz... Bir memnuniyetsizlik içerisinde geçiyor çoğu zaman ömür. Modern insanın her daim en iyisine olan müptelalığı psikopatolojisi içerisinde. Hep hoşnutsuzduk ama bu defa kış geldi baharlara. Shakespare "Kral III. Richard'ın Trajedisi" adlı eserinde şöyle ifade eder: "Şimdi hoşnutsuzluğumuzun kışıdır." Evet, hoşnutsuzuz, bizim meşrebimizde ifade edersek; hep şikâyetçi hep şükürsüz. Ne yaşadığımız toprakların, kültürün, tarihin ne savunucusu/taşıyıcısı/tarafı olduğumuz din, ahlak, iman ve fikrin ne de ferdi olduğumuz münferit yapıların( aile, sevgili, eş, dost, arkadaş vb...) ehemmiyetine ve münhasır değerine dair bir idrakımız söz konusu.

En son nisyan kelimesi ne zaman yakıştı alamet-i farikasına? Ne zaman unuttuk, boş verdik, kinimizi nefretimizi, egomuzu, nefsimizi? En son ne zaman gökyüzüne baktık hoşnut bir tebessümle? En son ne zaman "telefonu evde unutmuşum" diyerek dilimizin ucunda bir cümle olarak kaldı bu en yalancı iletişim araçları gerçek muhabbetin karşısında? En son ne zaman “birinin gönlünü hoş etmek de hoşnut olmanın kilididir” hatırladık? En son ne zaman bir iyilik cetveli hazırladık, tek çıkarımızın başımızı yastığa koyduğumuzda yüzümüzde bıraktığı tebessüm olduğu? En son ne zaman ellerimizi kavuşturup veya en sevdiklerimizi göğsümüze basıp şükrettik? Hoşnutsuzluğun en yıkıcı düşmanı tevazu, tefekkür, teşekkür, derinlik, ilim, kendinden, fikrinden, zikrinden, dilinin ve kalbinin altında yatandan, duruşundan emin bir fert olmaktır, şüphesiz. Bu minvalde öze dönmenin, sadeleşmenin, mutluluğu rahatsız edici bir bilinç düzeyi ile de olsa getiren hakikatin basit ama derin menşeine inmenin gerekliliği kaçınılmaz hal almakta.

Elimizde olanlara şükür, olmayanlara hamd edip ve ancak; olmayanı hak etmek ve elde etmek için çaba sarf edip elde ettiklerimiz için yanımızdaki ve ardımızdakilere müteşekkir bir mihnet ile değil gökyüzüne sonsuz bir tefekkür ve teşekkür ile baktığımız bir dünya arzusu içerinde var olmanın dayanılmaz ağırlığı karşısında bir inşirah süresi neşesi dilerim. Hoşnut olmak hiç de zor değil aslında. Mevsimler değişiyor sonuçta biz de çıkarız elbet bu hoşnutsuzluk kışından bahara...