• USD  5,76
  • |
  • EURO  6,52
  • |
  • BORSA  94.301,34
  • |
  • ALTIN  256,25
SON DAKİKA
“HERŞEYİ YAZAMADIM”

Adil Yıldırım 1453fatihpostası@gmail.com

“HERŞEYİ YAZAMADIM”

27 Ocak 2019 16:46

“HERŞEYİ YAZAMADIM”


"Perşembe’nin gelişi, Çarşamba’dan bellidir.” Hiç bir şey göründüğü gibi gitmiyor. Bazen söyleseniz olmuyor, söylemeseniz hakikatler size gönül koyuyor. Ümmetin ve Ali Cenap milletimizin yüksek çıkarları mevzu bahisse, zülfü yare dokunmadan, münasip bir lisanla “vaziyet-i ahvali” taktim etmek sünnettir. Vakit hesap görme vakti değildir. Vakit abdest alıp İmanımızı tazeleyip niyet etme vaktidir. Haçlı ve tüm küffar puslu havadan nemalanma peşindeler. Bir saniyesine hükmedemediğimiz fani şu cihanda incinmişliklerden, küçük hesaplardan arınmak için besmele çekip niyetlenme vaktidir. Vaziyet hayra alamet görünmemekte... İnsanın emek harcadığı, besleyip dualarla büyüttüğü, bir parçası olduğu, aidiyet duygusu hissettiği eserlerin, projelerin, davasının zarar görmesini, duraksamasını, felakete gidebileceğini müşahade etmeye gönlü elvermiyor. İnsanı ferasetli kılan, felaketi yaşadıktan sonra değil, yaşamadan önce gören, uyaran ve tedbirini alandır. Zira hepimiz aynı geminin içindeyiz.

Son 17 yılda ülkemiz, Cumhuriyet tarihimiz boyunca katetmediği mesafeyi ve ilerlemeyi katetti. İçinde bulunduğumuz zamanı ve geçmişi unutmamalıyız. Oysa şimdi; geçmişi, maziyi, yoklukları, yoksullukları, yasakları, gözyaşlarını, adam yerine konmamayı unutmak için çaba harcanıyor. Geçmişini unutanlar, geçmişten ders almayanlar, gelecekte gaflete, dalalete düşerler. Müslüman aynı derede iki kez suya düşmemeli. Üstelik 28 Şubatın izleri hala hafızalarımızdayken... Unuttuğumuz ne çok şey var ! Hastane kuyruklarını, cenazelerin rehin alınışını, susuzluktan su kuyruklarındaki arbedeleri, çöp kokularından geçemediğimiz sokakları, öz vatanımızda, üvey vatandaş muamelelerini, ötekileştirilmeyi ve bunlar gibi daha ne çok olumsuzlukları çar çabuk unuttuk. 2002’ye gelindiğinde tüm bunlar milletin canına tak etti ve millet “artık yeter”dedi. Milletin iradesi yönetime el koydu. Milletle devlet barıştı, el ele, gönül gönüle verdi hızla gelişti. Sosyal Devlet anlayışı, devlet şefkati hiç olmadığı kadar milletin yüreğine taşındı. Refah seviyemiz arttı. Tarih yazdık. Türk’ün haykırışını cihan duydu. Osmanlı’nın kutlu yürüyüşü mehteran eşliğinde kaldığı yerden start aldı. Alman Helganın, Hans’ın sahip olduğu medeniyetin nimetleriyle tanıştık. Küffar bu çalışmaya, üretmeye gıpta etti. Gelişmeleri gören emperyalizmin çocukları kıskandılar, haset doldular ve korkudan nice tuzaklar kurdular. Lakin kutlu yürüyüşü durduramadılar. İçimize nifak sokmaya kalktılar. Hamdolsun ! Başaramadılar...

Refahımız arttıkça, gecekondulardan yüksek katli gökdelenlere taşındıkça biz değişmeye başladık. Önce mahallemizi, komşularımızı sonra merhametimizi, saygımızı, Allah’a şükrümüzü unuttuk. Kazandıkça lükse, ihtişama kapıldık. Bizi biz yapan değerlerden uzaklaştık. Sevdiklerimize, yaşlılara, hastalara ziyareti kestik. Dava aşkımızın yerini dünya nimetlerine olan aşkımız aldı. Teknolojinin ve paranın alım güçünün zevkiyle sarhoş olduk. Daha çok nefsimizin esiri olduk. Her şeyi şikayet eder olduk. Hamd etmeyi unuttuk. Yaşam kalitemiz artı, lakin manevi iklimden uzaklaşıp buz tuttuk. Önce sünneti, sonra farzları terkeder olduk. Hayattan, sahip olduklarımızdan tat almaz, haz almaz olduk. Bir birimizi çekemez olduk, çekiştirir olduk. Kazançlarımızın, zamanımızın, iklimlerin bereketi kalmadı. Ego ruhumuzu kapladı. Biz eski biz olmaktan çıktık. Akrabalarımızı, komşularımızı, varlığından güç aldığımız dostlarımızı ihmal ettik. Hep eleştirdiğimiz Kapitalizmin esiri olduk. Kendimizde kusur aramaktansa, başkalarını suçlamak kolayımıza geldi. Hali vakti yerinde olanlara gariplerden daha fazla değer verir olduk.

Ego ve id duygusu öylesine benliğimizi esir aldı ki, paylaşma duygumuzu ve merhamet duygumuz köreldi. Kendimizin içinde olmadığı bir davayı, bir oluşumu, bir projeyi kerih görür olduk. Ben yoksam davada yok, destekte yok diyen, içimizde bir canavar oldu. Hoş görülü olmaya tahammülümüz kalmadı. Yakmada, yıkmada, kusur bulmada birbirimizle yarışır olduk. Bir birimize nazar etmede, birbirimizi kıskanmada, “onda var bende neden yok” ehven-i şer ekseninde tepetaklak olduk. Birbirimizi sevmiyoruz, sever gibi görünüyoruz. Saymıyoruz, sayar gibi görünüyoruz. Anlamıyoruz, anlar gibi görünüyoruz. Gönül fethetmeyi değil, ama gönül yıkmada mahir olduk. Birbirimize laf sokmada şair olduk... Ne birbirimizle konuşmayı, ne birbirimizi sevmeyi, nede birbirimize ahd-e vefayı becerebiliyoruz. Takım tutar gibi ideolojilere kapıldık. Ülkemizin bekasına kasteden, terör örgütleriyle kol kola girenlere duyarsız olduk. Mehmetçik katili partilerin ve ittifak kuranların siyasi parti adaylarına, ittifaklarına sosyal medyadan bizden görünenlerin destek olduklarına şahit olduk.

İnsanın aynı sokakta yaşayıp tanımadığı bir komşusunun hayatını kaybettiğini, cenazesinin kaldırılışını gördüğünde bile yüreğine bir mahcubiyet, merhamet hissi çöker ya ! Dünyadan göç eden kişinin ardından pişmanlık duygularına bürünür ya ! Bir zamanlar can taşıdığını, sevenlerinin ve bir dünyasının olduğunu anlamak için, dünyasını değiştirdiğini görmek mi lazım ? Her ne hikmetse, iş işten geçtikten sonra daha mantıklı ve anlayışlı oluyoruz. Neden tehlikeyi yaşadıktan sonra aklımız başımıza gelir. Neden hatalarımızı anlayıp daha sağlıklı düşünüyoruz ? Aynen başımız sıkışıp, çok korktuğumuzda Allahı hatırlayıp tek yardım edecek olanın Allah olduğunu düşünüp ona sığındığımız gibi...

İbrahimin ateşine su taşıyan karınca misali, gelecekle ilgili önem arzeden konuları arzetmeye çalışıyoruz. Bu gün küffarın oyununu bozmak için, ümmetin ve milletin Saadeti İmarını korumak için bu mücadeleyi yapmak Farz’dır. Vatanımız, ülkemiz, değerlerimiz, kardeşliğimiz, huzurumuz, ailemiz, ezanımız, bu güne kadar olan edinimlerimiz ve bekamız çok önemli bir viraja giriyor... Pireye kızıp yorgan yakılmaz. Şahsi çıkarlar için, Alem-i İslamın ve umumun çıkarları gözardı edilemez. Akli selim olmak lazım. İslamda, Ahd-e vefaya sadakat olur. Onarılmaz hasarlara sebebiyet verecek kırgınlıklardan, duygulardan, davranış ve söylemlerden uzak durmak ancak bu Aziz Türk milletinin iman kardeşliğine şık düşer. Huzurumuza, barışımıza, birlikteliğimize gölge düşürecek, küffarı sevindirecek eylem ve düşüncelere asla izin veremeyiz. Hatasız kul olmaz. Şahsi durumlarımız için; haksız uygulamalar olsada, adalet terazisi yanlış tartsada, haksızlığa uğramış olsakta, mesele milletin ve devletin bekası ise kol kırılır yen içinde kalmalıdır. Lakin “kişisel adaletin tesisi” içinde mücadeleden vaz geçilmemelidir. Hamaset taşımayan yanlış fikirler, güçlü fikirlerin ve doğruların filizlenmesine vesile olur. Hataları düzeltme fırsatı vardır. Kızıp eleştirdiğimiz şahsiyetlerin, devlet adamlarının ne bedel ödediğini, milleti ve ümmeti için neleri feda ettiğini empati yapmak, kişinin “ahd-e vefasını ve erdemliliğini” gösterir. Vakit Arafat’ta vakfe vakfıdır. Ayağa kalkıp, kucaklaşıp iman kardeşlerimizle helalleşme vaktidir. Aynı kıbleye yönelenler olarak, bir olup, iri olup küffara karşı bir birimize sımsıkı sarılma vaktidir. Sefer halkın, zafer Hak’kındır. Aksi taktirde, mazallah akıbet hayır görünmüyor vesselam...