• USD  5,78
  • |
  • EURO  6,37
  • |
  • BORSA  104.144,48
  • |
  • ALTIN  271,23
SON DAKİKA
“GAYRET HAKİKATE AŞIK OLURSA”

Adil Yıldırım 1453fatihpostası@gmail.com

“GAYRET HAKİKATE AŞIK OLURSA”

29 Haziran 2019 16:13

“GAYRET HAKİKATE AŞIK OLURSA”


Müslümanlara terettüp eden, hukuki haklarından istifade edemeyeceklerini, Ümmetin ve milletin kazanımlarını, geleceğine inanmış olan samimi yürekler sayesinde yeniden inşa edilebilineceği bir süreçin arefesindeyiz. Aksi halde; Davasına inanmayan, umudunu kaybetmiş, samimi olmayan, heyecanını kaybetmiş, dünyanın heva hevesine kapılmış, hatalardan ders çıkarmayanlar ve her dönemin adamları için yazdıklarımızın bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Karakter, kişinin dünya ve ahiret görüşüne özgü düşünüş, anlayış ve bunları hayata yansıttığı davranışların bütünüdür. İrade sahibi olan kişi fikir ve eylemlerinde çelişki içinde olmayan, istikameti Kuran ve sünnet içinde nefsiyle mücadele eden kişidir. İradesinin temelini sadece fani dünyadan ibaret gören kişi gaflet ve dalalet içindedir. Müslümanın şahsiyetli olabilmesi için, inandığı ve yeise kapılmadığı bir imana sahip olması, umudunu asla kaybetmemesi, inandığı uğurda iman esasları dairesinde istikametine yön vererek hareket etmesinde hayat bulur.

Rasulüllah (sav) ziyşan efendimiz İslam dinini insanlığa tebliğ ettikten sonra; son veda haccında müslümanlara iki şeyi emanet ediyordu. “Kuran ve sünnete” sımsıkı sarılmayı buyurmuştu. Vaktin hızla aktığı ahir zamanda, Mü’minlerin kanının oluk oluk akıtıldığı, kan ve ifratın kol gezdiği, fesat ve fitnenin her köşeyi sardığı, doğruların ve hakikatın değer görmediği, dava adamlarının itibar edilmediği bu ahir zamanda, nefsin dünya nimetlerine daldığı, zulmün hoş karşılandığı günümüzde, öncelikle kendimizi sorgulamamız gerek.

İslam, vatan ve millet şuurunun ön planda olmadığı, tuğyana karşı haklı bir mücadele sergilememiz gerekirken; ne yazık ki atalete ve dünya hırsına düştük. Yeise düşmeden, kararlı mücadele azmiyle gaflet uykusundan uyanmak, Türk İslam mefkûresine şık düşer. Sahabeler, tabiunlar ve sonraki nesil, İslamı yan gelip yatarak günümüze taşımadılar. Bedel ve diyet ödediler. Mücadeleyle, azimle, sabırla, çileyle, ömürlerini ortaya koyarak günümüze taşıdılar. “Gayret, hakikata aşıktır.” Allah buyuruyor ki; “Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab 33/72)

İslâm, insanlığa hâkim değilken, insanlık bir takım beşerin heva ve hevesiyle şekil almışken, İslâm anlayışına ve bilgisine sahip olmayan insanlardaki şuur süratle erozyona uğrarken, yeryüzünün birçok bölgesinde Müslüman kanı akıtılmaktayken, İslâm davası es geçilemez. Ataletten sıyrılıp ateşi harlamak için unutulan vatan ve milletin değerleri sabırla ve ısrarla anlatılması gerekmektedir. Aziz milletimizin kalbindeki inanç ve azimle, ne vakit davasına sarıldıysa, menziline varmakta muktedir olmuştur. Bunun yolu da, birbirimizi hoş görmekten, zorda olana Allah’ın emri doğrultusunda yardımcı olmaktan, saygıdan, merhametten, birbirimizi ötekileştirmeyip çıkarsız sevmekten, kaynağı belli olmayan asılsız haberlerden ve fitnelerden sakınmaktan gerçer.

Kişiyi hedefe götüren niyeti ve onu gerçekleştirme yolundaki sabrı ve azmidir. Her olumsuz sonuç kişilere yeni kararlar aldırma ve hatalardan ders çıkarma, incinmiş gönülleri ziyaret edip sarma fırsatı sunar. Krizlerin fırsatlara gebe olduğunuda idrak etmek gerekir. Sağlıklı düşünüp sürdürülebilirliği olan yerinde kararlar almak gerekir. Alınan kararları yaşama geçirmek için güçlü irade göstermek gerekir. Biz Müslümanların da hayatlarını ikame ederken mutlak manada bir yaratılış gayesi ve niyet üzere hareket etmeleri mecburidir. Gayret kuldan takdir, Allah’tandır. Takdir gayrete tabidir. Kader Allah’ın kullara emridir. İşte bu noktada inananlar için en büyük imtihanda burada yatıyor. Samimiyetle dolu, Allah rızası gözeten ve bedeli ödenmiş hiç bir mücadele sonuçsuz kalmaz.

Dünyamız ve ahiretimiz için hedefimiz yoksa yapacağımız projeler ve çalışmalar anlamsız olur. İdeallerde muktedir olmanın yolu bir işe inanmakla, azimle, sebatla, birlikte yürümekle mümkündür. Cennet mekan rahmetli Erbakan hocam, Konya’da Mevlana camisinin şadırvanında abdest alırken bir yaşlı amcanın “ oğlum Necmettin boşuna uğraşma, sen tek bir çiçeksin. Bir çiçekten bir şey olmaz dediğinde, rahmetli Erbakan hocam, Baharları müjdeleyen çiçekler vardır. Neden gelecek baharı müjdeleyen o ilk çiçek ben olmayayım diye cevap vermişti.” İşte Erbakan hocamın davasına olan aşkı, inancı, sabrı ve azmi bedeli ödenmiş baharları bu Aziz ve Necip millete yaşattı. Davasına aidiyet duygusuyla bağlanmayan, amacına, sanatına kendini veremeyen başarılı olamaz. Kişinin aklı, ruhu ile hem hal olarak bütünleşirse başarılı olurlar.

Davasında samimi olup bedel ödeyenlerin zaman kaybetmeden yapması gereken, milletin birliği ve İslamın muktedir olması için aynen ilk defasında olduğu gibi önce insanları yeniden sevgiye, birliğe, hoş görüye, kucaklamaya, helalleşmeye ve mücadele azmine davet etmekten geçer. Davasına kendini adayamayan liderler, kişiler başkaları üzerinde kanaat önderi olamaz. İçine düşülen olumsuz bir durum varsa bundan süratle uzaklaşılmalıdır. Açıkça bir bütünlük içinde İslam’ın ve milletin değerleri sahiplendirilmeli ve geçmişteki hatalardan ders çıkarılmalıdır.

Aslolan milletin birliğinin Allah’ın birliğine inanmaktan geçtiğine, her şerden bir hayır doğacağının, ve daha sonrada sadece Allah’a iman ederek, milletle barışık olarak, Allah’ın hükmünden başka hüküm tanımamalarını tebliğ etmekten geçtiği bilinçini idrak etmeliyiz ve ettirmeliyiz. Tahakkuk etmeden İslam’dan ve milletin birliğinden bahsedilemeyeceğini ve hiç kimsenin bunları yapmadan dava şuuru kazanamayacağını bilmeyiz. Tüm Türkiye’nin mutlu olacağı yarınların temelini atma heyecanı, inancı, azmi ve sabrıyla Vesselam..