• USD  5,37
  • |
  • EURO  6,08
  • |
  • BORSA  90.528,64
  • |
  • ALTIN  214,26
SON DAKİKA
“ DÜNYA SAVAŞLARINI, SU KAYNAKLARI ÇIKARTACAK”

Adil Yıldırım 1453fatihpostası@gmail.com

“ DÜNYA SAVAŞLARINI, SU KAYNAKLARI ÇIKARTACAK”

10 Ekim 2018 12:57

Dünyadaki mevcut Petrol ve doğalgaz rezervlerinin tükenmeye başlaması bor, linyit, toryum, volfram gibi madenlere olan ilgiyi daha da artırdı.


Dünyadaki mevcut Petrol ve doğalgaz rezervlerinin tükenmeye başlaması bor, linyit, toryum, volfram gibi madenlere olan ilgiyi daha da artırdı. Bu madenlerinde bir zaman sonra tükenmesiyle onların yerini, ''sürdürülebilir ve yenilenebilir'' enerji olan ''Güneş enerjisi, “rüzgâr enerjisi” ve Su kaynakları'' alacaktır. Medeniyetlerin ve canlıların vazgeçilmezi olan ''Güneş Enerjisi ve Su Kaynakları'' yaşamla ölüm arasındaki ''can damarlardır.” Yeryüzündeki ''Akarsular ve su kaynakları'' canlıların hayatlarını sürdürmelerini sağlayan “şah damarlarını” oluşturuyor. İnsanın temel yaşam maddelerinden olan “Su Kaynakları” Dünya düzenini manipüle edebilecek çok önemli bir argümandır. Yeryüzünde çıkan ve çıkması ihtimal savaşlar; sadece petrol, doğalgaz gibi yeraltı madenleri yüzünden olmamıştır. Henüz farkına yeterince varılamamış olan, gelecekte milletler arası hukuka yön verecek, konuların başında “ulaşılabilir ve erişilebilir su kaynakları” çok önem arzetmektedir. Ülkelerin sınırlarını, savaşları, barışları, ilişkileri artık petrol ve doğalgaz gibi kaynaklardan sonra “su kaynakları gibi alternatif enerji kaynakları” tarafından belirlenecek.

Birinci Dünya Savaşı taraflarından İtilaf devletleri (Fransa, Rusya, ABD, İtalya...) ile ittifak devletlerinden olan (Osmanlı) Türkiye ile yapılan Lozan anlaşmasında, Türkiye'yi neft yataklarının dışına itecek hesaplar kurgulanmıştı. Lozan görüşmeleri yapılırken, itilaf devletleri gelecekte “su kaynaklarının” günümüzde petrolden daha önemli olacağını idrak etselerdi; Türkiye’nin sahip olduğu su kaynaklarını manüpüle ederlerdi.

Üç tarafı denizlerle çevrili olup, Maramara Denizi gibi iç denizi olan Türkiye, geniş su kaynağı havzalarına sahip olsada, kaynakları sınırsız değildir. Zaman zaman vatandaşlarımız, hükümetlerin ve belediyelerin basiretsizlikleri ve yanlış politikaları nedeniyle çok ciddi su sıkıntıları yaşadı. İstanbul halkının 1989-1994 arasında yaşadığı susuzluk gibi keşmekeş sorunlar, sözde sosyal demokrat zihniyete, istanbul Büyükşehir Belediyesini ve ülke yönetimini kaybettirmişti. Yine İstanbul Büyükşehir Belediyesini kazanan dönemin Refah Partisi Belediye Başkanı Sayın Erdoğan’ın İstanbul’un çok önemli sorunlarını ve susuzluğunu çözüme kavuşturması, Başkan Erdoğan’a, milletin gönlünü açmasına vesile oldu. Vatandaşın bu teveccühü daha sonra Sayın Erdoğan’a, TC. Devleti Başbakanı ve Cumhurbaşkanı (Başkanlık) olma şerefini nasip etti.

Ülkemizin su kaynaklarından Dicle, Fırat, Manavgat gibi su kaynakları Irak, İran, İsrail, BAE gibi ülkelerle olan ilişkilerimizde, stratejik bir önem arzetmektedir. Su, hayati bir meta olduğu kadar; anlaşılacağı üzere su kaynakları ve akarsu yataklarımız Ortadoğu’da ve uluslararası arenada jeopolitik ve stratejik bir lütuftur. Su kaynağı ihtilafları küresel bir sorundur. Ülkemizde yeraltı ve yerüstü su kaynaklarımız iyi analiz edilmeli... İlgili bakanlıklarımızın son yıllarda su kaynaklarımızla ilgili önemli çalışmalar yaptığını görmekte oldukça sevindiricidir...

Fırat ve Dicle Nehirlerinin doğduğu kaynak noktaları ülkemiz sınırları içinde hayat bulsa da, ülkemiz sınırlarını terkettikten sonra Basra Körfezi’ne dökülüyor. Ortadoğu’daki sınırların çizilmesi ve paylaşılmasındaki savaşlara ve iç çatışmalara sahne olan bu topraklar dört bin yıldır Fırat ve Dicle’nin kaynaklarıyla sulanmaktadır. Ülkemiz sınırlarından Suriye’ye akan Fırat ve Dicle gibi bir çok akarsu yatağı bulunmaktadır.

Türkiye hiç bir zaman su kaynaklarını komşularına “silah olarak kullanmayıp” su kaynaklarını “tehdit aracı” görmedi. Suriye’nin asıl korkusu, Türkiye’nin 1973 yılında Fırat üzerinde kurduğu Keban Barajı ile 1987 yılında biten Karakaya Barajıyla, Suriye’ye akan su kaynaklarındaki azalma korkusudur. Türkiye’nin aşağı Fırat Projesiyle, GAP dönüştürme projesi Suriye ile olan gerginliği dahada zirveye taşınmıştı. Burada önemli olan konu, Suriye’nin niyetinden çok daha başka nedenlerdir. Bu gün, Suriye’de, Irak’ta, Ortadoğu’da kaosu yaratan ABD ve terör devleti İsrail, bu kaostan beslenirken, ABD ve terör devleti İsrail’in gizli amaçlarından biride Büyük İsrail Devletini (Arz-ı Mev’ut) kurmakla beraber su kaynaklarımız üzerindeki şer projeleridir... Bu nedenle terör devleti İsrail ve BAE, Manavgat suyuyla yıllardır ilgilenmekteler ve satın almak istemekteydiler...

Velhasıl-ı Kelam; Dünya’yı yönetmiş ve yöneten devletler, tarihin akışı içinde ellerinde bulundurdukları güç ve enstrümanlarla, yaşadıkları çağlarda bölgelerinde “süper güç” olup, “Kıtaları ve Dünya’yı yönetme” arzularıdır. İlkel zamanlarda insanlar birbirlerine üstünlüğü sayısal çoğunlukla, taştan ve ağaçtan yaptıkları kesici ve delici aletlerle, ateşin icadı ve demirin bulunup işlenmesiyle, paranın ve altının satın alma güçüyle, barutun bulunup ateşli silahlarda kullanılmasıyla, kültürel ve milliyetçilik akımıyla, insanların ait olduğu dini misyonlarıyla, petrol ve enerji kaynaklarına hakim olmalarıyla, borsa ve kur piyasalarıyla, biyolojik ve kimyasal silahların elde edilmesiyle, bilgi ve yüksek teknoloje sahip olup elde edilen nükleer silahlarla, savaş uçağı gemileriyle, ağır sanayiyi ve nükleer silah sanayi tesisleriyle diğer devletlere karşı kendilerini üstün kıldılar. Gelecek ise; bor, linyit, uranyum gibi kaynaklara binaen zengin su kaynaklarını kontrol edip koruyan medeniyetler “Dünya’yı yönetmede” önemli bir imtiya sahip olacaktır.